OYUNCU VE YAZAR BÜŞRA CEBE RADYO TRAFİK'E KONUK OLDU!
27 Şubat 2021 Cumartesi 20:35

Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz dizisinin başarılı oyuncularından Büşra Cebe yazdığı " Siyaha Bulaşan Kadınlar" kitabıyla Yazarın Dilinden programında Mert Erdoğan'ın konuğu oldu!

Pandemi sürecini nasıl geçirdiğini aktaran Cebe, "bu dönem oldukça sakin, yaratım sürecinin güzel olduğu bir dönem oldu benim için .Daha çok kalabalıkta yazmayı seviyorum. Kafe olabilir, daha canlı yerler. Evde yazmak çok fazla içsel dönüşe sebep oldu, biraz yordu. Onun haricinde her şey yolunda." açıklamalarında bulundu.

"OKUYUCULAR QR KODU TELEFONLARINA TARATARAK KARAKTERLERLE KARŞILAŞIYOR!"

Aslında bakarsan hiçbir şekilde bir fragman çıkarmayı düşünmemiştim. Fragman da yayıncımın tavsiyesiyle oldu desem yeridir. Kitabın içerisinde QR kodlar var. QR kodlar hayatımıza girdikten sonra ben teknolojiyle edebiyatı biraz olsun buluşturmak istedim. Düşündüğüm şey şuydu; içinde ki 7 kadın karakterin aynı zamanda görülebilir ve hissedilebilir olmasını istedim. Okuyucu görsün, hissetsin. Onların soyut dünyasına tanıklık etsin istedim ve onlarla ilgili kısa klipler çekildi. Her karakterin bir klipi var. Her birinin hikâyenin başında bu QR kodları eklendi. Okuyucular telefondan QR kodu telefonlarına tarattıklarında karakterlerle karşılaşıyor.

Fragmanda karakterlerin yüzünü göstermek istemedim çünkü hepimizin aslında okuduğu romanlardaki karakterler hayal dünyalarımızda. Benim için Canan karakteri bambaşka bir görüntüdedir, alt komşumdur ama başkası için öğretmenidir. O yüzden hiç kimsenin hayal dünyasına müdahale etmek istemedim, yüzleri gözükmüyor. Oyuncu arkadaşlarımız oynadı hepsini. Yüzleri gözükmüyor fakat duyguyu veriyor. Müzik olsun oradaki renkler olsun, efektler olsun. Kendimce bana hissettirdiği duyguyu geçirmeye çalıştım. Tabii hepsinin bir klibi olduktan sonra yayıncım “ Bunları birleştirip bir klip yapsana” dedi Vedat bey. Kendisi çok destek oldu bu süreçte. QR kod fikrinin çok destekledi. Daha sonra böyle bir şey çıktı. Bütün karakterlerin QR kodlarından birkaç sahne aldık ve genel bir fragman yaptık, bu yolculuk böyle oldu ama kitabın bir fragmanın olması takipçilerimden bana şöyle döndü ilk fragmanı paylaştığımda, “Ne zaman yayınlanacak film? ” ya da “ Film mi çıktı?”.

SUNUCULUK, OYUNCULUK VE YAZARLIK SÜRECİ NASIL BİR ARAYA GELDİ ?

Aslında bakılırsa bütün yolculuk yazarlık üzerineydi. Çok küçük yaştan beri yazıyorum. Sayısız kompozisyon, şiir yarışması, sayısız proje yarışmaları, sosyolojik projeleri. Lise hayatım tamamen yazmak üzerineydi ve meslek olarak da yazarlık seçmek istedim ve gazetecilik bölümü okudum Gazi Üniversitesinde İletişim Fakültesinde. Tabii biz plan yaparız hayat oturur güler ve seni bir akışa alır. O akışta bulursun kendini. Benim planlarımın ötesinde farklı bir akışta buldum kendimi ama bu süreçte de yazmak tabii birincil yaşam sebebim oldu da diyebilirim. Gazetecilik okuduğum dönemde TRT bir kurs düzenledi Milli Eğitim Bakanlığının sunuculuk, spikerlik kursu. Bir metin yazarı olma hissim ve isteğim vardı. Bu sebeple kursa katıldım ve birincilikle bitirdim. Akabinde de TRT’de bir süreç başladı. Sonra bir baktım sunuculuk teklifi geldi ve kısa bir süre sonra da canlı yayındaydım, 19 yaşında canlı yayın yapıyordum TRT okulda. Tabii yazmak için girdiğiniz bir fakülte de bir baktım sunucuyum. Bu da çok güzel çünkü sunduğum programın metinlerini yazıyorum. Yazmaya hep devam ediyorum. Sonra canlı yayınlar devam etti, TRT Belgesel, TRT'nin farklı birimleri derken artık yazarlık yolculuğuma sıkı sıkı devam etmek istediğimi hissetim. İstanbul’a geldim senaryo eğitimleri almak için. Senaryo eğitimleri alırken bir yandan da oyunculuk eğitimleri de alıyordum çünkü hepsi bir bütün. Bir gün yine kısmet oldu ve bir rol geldi. Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz. Çok da güzel bir yerden geldi, bir başlangıç için. Birçok oyuncunun istediği bir şeydir. Harika bir ekip, kurgusu, hikâyesi. kendimi orada buldum. Birçok senaryo ekibinde çalıştım, bir çok sinema filmi projesi yazdım. Yurt dışına projelendirildi. Yazmak hep vardı, asıl yol yazmaktı ama diğerleri de akışta eklendi.
 
PROJELERİNDE ÖNCELİĞİN TÜRKİYE Mİ ? YURT DIŞI MI ?

Hayır, kesinlikle öyle değil. Bir kere buradaki asıl amaç parlamak olmamalı da, yazarın, senaristin her zaman bir derdi vardır. Daha doğrusu sanatçının bir derdi vardır. O sadece derdini kusar. Asıl amaç bence hiçbir zaman gerçek yaratım sürecinde parlamak değildir. O dert belki Avrupa’dakini yakalar , belki Türkiye’dekini, belki Ortadoğu’dakini yakalar. O tamamen akışta olmakla alakalı bir şey ama benim derdim en azından hiçbir şekilde bir yerde parlamak değil, derdimi kusmak. Hangisi talep ediyorsa ona veriyorsun tabii ki kustuğun derdi, yarattığın projeyi. Eğer Ortadoğu’dan buna talep geliyorsa onlara veriyorsun. Sanat ama zanaata çevrilip bir yandan da hayatımızı idame ettirmemiz gerekiyor. O yüzden talep nereden gelirsen binevi oraya doğru yol alıyorsunuz.

SİYAHA BULAŞAN KADINLAR KİTABI NE ANLATIYOR ?

Aslında bakarsanız bu kitap tam anlamıyla yalnızlığın kitabı. Yalnız hissedenlerin, kendini çaresiz hissedenlerin, günahlar olduğunu sanıp bir yerlerde acizliği yüzünden kıvrananların, toplumun dışında hissedenlerin kitabı. Bir yerlerde bu şekilde acı çeken ve kendini toplum dışında hisseden insanlara aslında yalnız değilsiniz. Sizin içinizde tuttuklarınızı, söyleyemediklerinizi, taciz, tecavüz, borderline rahatsızlığı. Siyahı bulaşılan her alanı dâhil edebilirim buna. Madde bağımlılığı, aldatılmak, ihanet etmek, ihanete uğramak. Bunların hepsini sizin adınıza ben kaleme alacağım ve bunu çırılçıplak bir şekilde ifade edeceğim. Yargılanmanızdan korkmadan bu kez. Diğeri bu niyetle yola çıktım. Bu kitaptaki asıl şey yargılamayın, bir sebebi vardır. Her insan hayatında bir kez siyaha bulaşır. Her siyah bir iz bırakır, bir iz bir hikâye anlatır. Bir hikâyenin yaşayanıysa kahramandır. Yani bir insan azılı katil olsa da, azılı katiller de kahraman olabilir. Bir insan aldatsa da kahraman olabilir. Hiçbirini yargılamadan tüm kadınları bağrımıza basmamız için ve bir yerle gerçekten suçlu ve günahkâr hisseden kadınlara. “Hey! Biri var, manyak bir yazar var. Sizi anlıyor. Hatta sizin yerinize bunu itiraf ediyor” diyebilmek lazım. Onlarla buluşabilmekti çünkü hepimiz bulaşıyoruz siyaha.

KİTAPTA YER ALAN İSİMLERİN KONULARI GERÇEK HAYATLARDAN MI ALINTI YAPILDI ?

Aslında bakarsanız bu kitaptaki kadınlarda şöyle bir durum vardı. Ben bir itiraf kitabı gibi başladım aslında. İtiraf ediyorlardı, hırçınca bastırılmış olan bütün duyguları, ifade etmeye utandığımız şeyleri ben kadınların aracılığıyla onların dillerinden bağıra çağıra sansürsüz bir şekilde verdim  Ben akışa inanıyorum. Aslında hepimizin içinde o kadınlar var. Bir erkeğin içinde de var bunlar. Hepimizin içinde binlerce insan var. Gözlemlediklerimizden, yaşadıklarımızdan, izlediklerimizden, duyduklarımızdan, annemizden, akrabalarımızdan bu kadınlar tamamen benim parçalarım diyebilirim aslında. Ya da diğer kadınların parçaları diyebilirim. Hikâye noktasında da böyle mi devam edecek derseniz. Hayır, ben bir sineğin ağzından da yazabilirim çünkü onu da hissedebilirim. Yazıyorsanız zaten böyledir. Bambaşka bir şey belki bir bilim kurgu da olabilir. Bir romantik komedi de olabilir. Özellikle de bunu zanaat olarak da bu mesleği icra etmeye başladıysanız size bazı siparişler geliyor sektörde. Hadi bir romantik komedi girelim diyelim. O zaman bambaşka bir yere çeviriyorsunuz kaleminizin rotasını. Böyle devam etmeyecek bu, bu bir haykırıştı, bu bir birliktelik mücadelesiydi, tüm kadınlara seslenişti. “ Hadi bir aradayız! Yazık ve kurtulduk. Herkes kendi hikâyesini yazsın ve o hikâyede tek bir kahraman var. O da kendiniz. Kahraman olduğunu fark edin.” Deyişti onlara aslında. Kahraman olduğunuzu fark ettirmek.

"OKUYUCULARIN EN ÇOK ETKİLENDİĞİ KARAKTER AYFER, BENİM ETKİLENDİĞİM KARAKTER SÜVEYDA!"

Hepsinde ayrı ayrı parçalarım vardı ama bu arada ilk önce onu söylemek istiyorum. Okuyucuların en çok etkilendiği ve sarsıldığı bölüm Ayfer karakteri oldu. Ayfer’de herkes sarsılmış çünkü Ayfer’in hikâyesinde sapkınlık, tecavüz, cezaevi, cinnet ve cinayet vardı. Çok yorucuydu,yazması yorucu değildi ama Ayfer gibi hissederek yazması beni çok yordu. Yine benim en çok içselleştirdiğim karakterlerden biri 2. Hikâyede ki Süveyda karakteri. Süveyda bir Borderline hastası. Borderline; patolojik terk edilme fobisi anlamına geliyor. Bunu araştırma süresinde epey bir yol kat ettim. Değerli terapist arkadaşlarımdan yardım aldım. Ziya Ünlütürk, Volkan Pelenk çok yardımcı oldular. Borderline hastalarının takiplerinde özellikle. Çok zorluydu, onun iç seslerini çıkarmak. Borderline patolojik olarak terk edilme korkusu. Genellikle anneyle bebeğin 0-6 yaş grubunda güvenli bağlanmayı sağlanamaması sonucu çocukta beliren terk edilme korkusu bir travmaya sebep oluyor ve ileri yaşlarda kendini gösteriyor. Genellikle ilişkilerini saplantılı bir şekilde yaşıyor. İlişkilerinde intiharlara varan, kendilerine zarar verme, karşı tarafa zarar vermeye kadar giden problemler baş gösteriyor. Çok ciddi kişiyi çok sarsan bir şey. Şizofren olsa belki yaşadığı şeyin gerçek olduğuna inanacak, o sanrıların gerçek olduğuna inanacak bu kadar acı çekmeyecek ama bir Borderline hastası bunun gerçek olmadığını bilerek buna engel olamıyor. Binevi dürtü kontrol bozukluğu. Siyah ve beyazın iç içe olması. Hem nefret ediyor hem de sevebiliyor.

"KARŞI TARAFI DÜŞÜNEREK KİTAP YAZAMAM, İÇİMDEKİLERİ HAYKIRAMAM"

Bir şey yazmaya başladığınızda eğer karşı tarafı düşünürseniz okuyup ne düşünecek diye, ben tıkanırım. Haykıramam, bu benim haykırışım,  bu benim derdim, dert edindiğim şey daha doğrusu. Kadınlar bunu dert edinmiş ve bende bu derdi kendi derdim gibi sunmaya kalkmışım. Ama acaba bunu okuduğunda ne düşünecek diye düşünmedim. Annemden bahsedeyim. Ben kitabı yazdığımda pandemi sürecinde bitmişti kitap. Pandemi başlamadan önce. İlk sayfalar ortada duruyordu, taslak halinde. Annem baktı; “ Ay utanmıyor musun bunları yazmaya” dedi. Annemin suratına baktım, “Sen bunları yayınlatacak mısın, benim arkadaşlarım okuyacak bunları” dedi. Canan karakterinde oldukça cesur ve çarpıcı yerler vardı altını çizdiğimiz. Anne dedim“ Arkadaşların ne der diye yazmadım ben bunu” dedim. Bu içsel bir çığlık, o yüzden karşı taraf mutsuz mu olur mutlu mu olur bunu hiç düşünmedim. Bazı kitaplar vardır, bizi okurken rahatsız eder. Midenize bir kramp girer ve o kramp bize garip bir haz verir. Ben bunu Hakan Günday’da yaşıyorum. Çok sevdiğim bir yazar, gerçekten kitaplarını okurken mideme bir ağrı giriyor. Ruhum daralıyor ama elimden bırakamıyorum, bu beni sürüklüyor ve kitabın sonuna geldiğimde bir şey öğrenmiş oluyorum, duygusal olarak zenginleşmiş oluyorum, dokunulmayan duygularıma dokunulduğunu hissediyorum. Başka şeyler yaratabiliyorum, beni daha da güçlendiriyor, zayıflıklarımı görüyorum o kitapta. Bu kitapta okuyucuyu rahatsız edebilecek tek şey şudur. Kendini yakalaması, ben inanıyorum ki hatta gelen birçok yorumda da şunu görüyorum. Birçok kadının geri dönüşünde “kendimden bir parça buldum ve rahatsız oldum, canımı acıttı.” Erkek okuyucularda da şunu görüyorum, “ben bu kadınla ilişki yaşadım”, herhangi birinin ismini veriyor. “ Ben bu kadını tanıyorum, bu benim annem, teyzem” ve “ Okurken bunları hissederek bunları yaşadığımı bilmek beni huzursuz etti bir yandan da bırakamadım kitabı.” böyle bir şey.

"KİTABI, DİZİ PROJESİNE DÖNÜŞTÜRMEK İSTİYORUM"

Kitap çıktıktan sonra sektörel anlamda bende bu sektörün içinde olduğum için daha çok yönetmen, yapımcı gibi birçok kişiye gönderildi bu kitap. Buna tabii ki yayıncım da vesile oldu, kendisinin de çevresi çok geniştir. Bize enteresan bir şekilde güzel dönüşler geldi. Birçok yapımdan dizi olabilir mi noktasında görüşme talebi aldık. Bunları değerlendiriyoruz ki ben yazdığım kahramanların görünür olmasını çok istemiştim. Buna istinaden QR kodlarda onların bedenleşmiş hallerini görmek istemiştim. QR kodlarla onlar izlenilsin istemiştim. Bu noktada neden olmasın diyoruz, hatta bu konuyla ilgili bazı görüşmelerimiz de var bazı yapım firmalarıyla. Yani o kadar çok duygu var ki, o duygular görsele aktarıldığında harcansın istemeyiz. Bu çok hassas bir şeydir. En doğru şekilde olacaksa neden olmasın?

"DİZİ YADA FİLMİ ÇEKİLEN KİTAPLARI DAHA SONRA MERAKLA OKUMAYI SEVİYORUM"

Kitabın dizi / film projesinin utlaka içinde olmak isterim ama bu yapacağımız anlaşmaya bağlı olacaktır. Ama şöyle de bir şey var, düşünsene The Walking Dead olmasaydı yani dizisi yapılmasaydı ben çok severek izlemiştim dizisini kitabını okumamıştım çünkü. Ben oradaki kahramanlarla tanışamayacaktım, benim dünyamda oradaki yürüyen ölüler olmayacaktı. Ben o anlamda çok mutluyum çünkü bizi tanıştırdı aslında. Tekrar geri dönüp ben kitabını okumayı çok istiyorum. İzlediğim şeylerin mesela Fi Çi Pi’de, Fi çekildikten sonra dizisinden sonra kitabını okudum. İzledikten sonra okumayı çok seviyorum. Acaba duygu ne vardı, bize orada yansıtılmayan duygular nelerdi diye. Tabii harcanırsa eğer çok yazık olur. Ama eğer güzel bir yapım firması çok iyi bir senaryo ekibi bu konuyu çok güzel bir şekilde yazarıyla birlikte ele alıp çok fazla konu atlamadan gerçeği izleyiciye sunarsa o zaman tatlı bir şey çıkabilir belki.

"KİTABIN DİZİSİ İÇİN ÖNCELİK DİJİTAL PORTALLAR"

Dijital Portal tabii ki ama kimsenin deönünü kesmek istemiyoruz. Geçen de çok değerli bir yönetmenimizle bunu konuşuyorduk, “aslında ulusal kanalda olabilir” dedi. Diğer bir arkadaşımızda “nasıl yani?” Dedi. "Bu kadar şiddet, cinsellik, gerçekler çırılçıplak bir şekilde ifade edildiği kitapta" diye sordu.
Tabii normal bir televizyona göre çok daha az kısıtlama var dijitalde. Aktarmak istediğimiz şeyleri çok fazla yontmamız gerekecek eğer televizyon kanalında olursa. Tabii ki olmaz diye bir şey yok ama çok fazla sansür uygulamak zorunda kalırız. Ben biraz daha yazarken senaryo kısmında da olurken, kitabın içindeki özgür olduğum kadar özgür olmayı tercih ederim. Tabii ne olacağını da bilemeyiz. Hiçbirinin yolunu kapatmıyorum,

"BÜYÜK BİR FREUD HAYRANIYIM!"

Çok fazla taraflı bakılan bir durum ama ben sağlam bir Freud hayranıyım diyebilirim. Psikoloji noktasında da 2. Üniversitem psikoloji olacak inşallah ama tabii okumak noktasında çok zorlanıyorum çünkü bir yandan çalış, bir yandan bir de çok yoğun spor yapıyorum ben. Haftanın 5 günü spor yapıyorum. Bir yandan okula git. Bunların hepsine nasıl yetişeceğim bilmiyorum. arkadaşlarım çok dalga geçer bu konuda "Dişi Freud" derler bana. Her şeyde bir psikolojik çıkarımım vardır çünkü. Her konunun sonunda, her muhabbette. Acaba bundan kaynaklanıyor diye. Beni besleyen şey aslında Freud olabilir ama kişisel gelişim kitaplarından da geliştirmiş olan arkadaşlarım var. Terapist arkadaşlarım çok başka bir pencere açtılar bana, bu arada terapistlerin çok faydalı olduğunu düşünüyorum ben. Terapistimle muhabbet etmek için terapi almışlığım çok var. Psikolojik olarak bunun sebebi bu mu? Böyle bir hasta gelirse ne olur?” Hatta bana şey dediğini hatırlıyorum terapistim Volkan Pelenk, kendisine sevgilerimi yolluyorum. Bana “Karakterlerinin terapilerini yapıyorum resmen. Karakterlerinin terapisine geliyorsun” derdi. Peki, bir kız yanarsa bunu mu hisseder? Boğulurken bunu mu hissederiz? Asıl merak beslenme noktası. Psikolojideki beslenme noktam merak diyebilirim. Her şeyi çok merak ediyorum.

"TERAPİSTLERE KİTABIMDA Kİ KAREKTERLERİN DERDİNİ ANLATIYORUM"

Evet, ben yazdığım senaryo içinde hikâyeye başladığımda hangi hikâyeye başlarsam başlıyayım karakterim için bir seans alıyorum. Karakterimin derdini anlatıyorum orada karakterim gibi konuşup onun problemleri üzerine konuşup, peki böyle olursa sence bu çıkmazda kaç seçeneği vardır. Neler olabilir? Mesela yanan bir kadın daha sonra bir ateşe yaklaşırken hangi yollar vardır onun için? Nelere dikkat eder? Tabii çok basit bir şekilde bu sorum ama her karakterim için evet bir terapi seansım vardır.

BİRAZ KİTAP - BİRAZ İSTANBUL

iLK ALDIĞINIZ KİTAP NEYDİ ?

Babamın bana aldığı ilk kitap Ömer Seyfettin’den Kaşağı’ydı ve psikolojimi çok bozmuştu. Çokta güzel bir kitaptı.

EN SON HANGİ KİTABI OKUDUNUZ?

En son Hakan Günday – Daha kitabını okudum

OKUDUĞUNUZ KİTAPLARDAN AKLINIZ KALAN CÜMLE YADA KELİME VAR MI ?

Okuduğum kitaplardan 14 yaşında okuduğum bir kitap vardı. Tamamen dünyaya bakış açımı değiştirmiştir ve sürekli yalnız hissetmeme sebep olmuştur. Bana yalnızlığı aşılayan kitap olmuştur. Stephenie Meyer – Göçebe diye bir kitabı vardır. Bu Göçebe kitabında aynı bedende farklı 2 varlığın getirmiş olduğu ikilemi anlatıyor ve orada bir cümle vardı, “Evinizin içinde birinin sıkıntı çektiğini bilmek, kaşınan bir yeri kaşıyamamak gibi bir şeydir.” Diyordu ve evet içimizde bir yerde bir şey sıkıntı çekiyordur ama o sıkıntıyı bilmezseniz gerçekten kaşınan yerinizi kaşıyamadığınız zaman gibi huzursuzluk hissini hissediyorsunuz. Böyle bir şey, Göçebe benim için çok değerlidir.

TRAFİKTE EN ÇOK NEYE KIZIYORSUNUZ ?

Motosikletlerin bir anda ışık hızıyla yanımdan geçmesine çok kızıyorum. Şaşırıyorum, korkuyorum, afallıyorum. Allah’ım vurucak mı, vurdum mu orada bir şey oldu böyle. Çok kontrolsüz ve hızlı geçiyorlar, çok korkuyorum ve öfkeleniyorum bu duruma.

İSTANBUL TRAFİĞİ ÇÖZÜLEBİLİR Mİ ?

Bence evet çözülebilir hatta bunun üzerine düşündüm geçenlerde. Bisikletle bence insanların artık iç içe geçmeleri gerekiyor. Şu an ben bisikletle evime 10 dakika uzaklıkta olan spor salonuma gidemem. Çünkü farklı algılanırım, şehirin içerisinde ya da farklı hissederim ama herkes bisiklet sürerse, herkes bisiklet kullanırsa, bisikletlerimizi park edebilecek yerler inşa edilebilirse, bu yaygınlaşırsa telefon kullanmak gibi bir şey olursa artık hepimiz bisikletlerimizi 10 dakikalık mesafelere, tabiri yerindeyse markete bile arabayla gidiyoruz deniliyor. Evet, böyle. Araba yerine bisiklet kullanılabilir.

KURAL İHLALİ YAPAN BİR SÜRÜCÜYE BİR CÜMLE İLE NE SÖYLEMEK İSTERSENİZ ?

Bir ispiyoncu var ve o ihbar edecek kişi benim galiba. Yani hiç çekinmem mutlaka ihbar ederim.

PROGRAMIN TAMAMINA AŞAĞIDAKİ VİDEODAN ULAŞABİLİRSİNİZ!

@radyotrafik35